7
Products
reviewed
221
Products
in account

Recent reviews by wSS

Showing 1-7 of 7 entries
1 person found this review helpful
7.9 hrs on record
Oyun İlk Olarak Hikaye Açisindan Çok Derin Bir Bölüme Sahip.Adamlar Bir Kapinin Başka Kapiyi Açtiği Bir Seneryo Yapmişlar.Çoğu Oyun Bunu Yapamadi.Korku FPS Aksiyon İsterseniz Bire Bir Kesinlikle Bir Anıt.En Çok Beni Sonu Etkiledi Bu Oyunun.
Grafik 8,8/10
Hikaye 10/10
Oynaniş 8,6/10
Seslendirme 8,7/10
Bu Oyunu İndirimlerde Almanizi Öneririm. Gerçekten Çok Güzel Bir Hikayeye Sahip.
Posted 18 July, 2014. Last edited 19 July, 2014.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
9 people found this review helpful
62.1 hrs on record (0.3 hrs at review time)
1995’ten bu yana son zamanlar hariç yoğun bir şekilde içinde bulunan birisi olarak RPG türünün giderek büyüyen bu gelişimi beni oldukça sevindiriyor. Her ne kadar geçmişi de sağlam olsa Baldur’s Gate ile bir üst seviyeye geçen bu tür kısa zamanda oyun dünyasının temel yapı taşlarından birisi haline geldi.

Belki bu açılışı diğer Bethesda oyunlarında da yaptım ancak nedense her Bethesda RPG’sini oynadığımda, bir şekilde kendimi bu tarz şeyleri anlatmak zorunda kalmış olarak buluyorum. Ancak bu sefer fazla uzatmayacağım ve hemen konuya gireceğim.

Evet sevgili okurlar, artık Skyrim aramızda. Hatta onu iki gündür aralıksız oynadığınıza eminim. Sinirinize dokunan yanları, gözünüzün görmek istemediği ufak hataları ve bazı eksikliklerine rağmen onu cuma gününden itibaren aralıksız oynayan kaç kişi var? Eğer şimdi içinizden “Ben” diyorsanız bilin ki yalnız değilsiniz. Sizin gibi milyonlarca insan da bu soruya aynı cevabı verirdi. Çünkü Syrim mantık ya da teknik, ne olursa olsun bütün eksikliklerini göz ardı etmenizi sağlayan bir atmosfer ile Elder Scrolls serisine yeni bir mevsim yaşatıyor.

Batının çocuğu kuzeye taşınınca
İlk başta hemen söyleyelim de aradan çıksın; Skyrim gerçekten muhteşem olmuş. Evet, bazı görsel eksikliklerinin yanında yukarıda da değinmeye çalıştığım gibi mantıksal hataları da mevcut zaten o yüzden “mükemmel” olmamış ancak muhteşem olduğu kesin.

Oyun yüklenirken kendi kendime kim olayım diye düşünüyordum. Muhtemelen Oblivion’daki karakterimi burada oluşturup yine hırsızlık dünyasında kral olmaya devam edecektim. Karakter yaratma ekranında bu düşünce ile Khajiit ırkını seçip yeni Whisper adlı karakterimi yaratırken bir anda gözüme Redguard çarptı, sonra Argonian, sonra Elf’ler ve işte daha o anda yeni oyunun çok ama çok uzun süreceğini fark ettim.


The Elder Scrolls V: Skyrim

Yapımcıların ne dediği, kaç saatlik eğlence vaadettikleri önemli değil. Bir oyundan sıkılırsanız o oyun sizin için bitmiştir, nokta. Oynanışı ister 100 saat sürsün ister yılarca, eğer sürekli aynı şeyleri yapıyor ve artık bir döngü içinde olduğunuzu hissediyorsanız o oyunun size vereceği fazla birşey kalmamıştır demektir. Hoş bu durum aslında belki oyunların %99’u için geçerli. Elinde sonunda bir noktadan sonra aynı şeyleri yapmaya devam ediyorsunuz, fakat burada iyiyi kötüden ayıran şey sanıırm, o noktaya ne kadar zamanda gelip o noktadan sonrasına ne kadar katlanılabileceği. Neyse konudan çok fazla uzaklaşmayalım.

Dediğim gibi oyun yüklenirken aklımda Khajiit’im Whisper ile kuzeyin bu buzlu tundrasında gecelerin kralı olma fikri vardı. Önce bir şekilde Dark Brotherhood’u bulacak orada ün salıp en iyisi olacak sonra da Hırsızlar Loncası’nda harikalar yaratacaktım. Suikastlar düzenleyecek, malikaneleri soyacak hatta ilerleyen zamanlarda Skyrim kralları üzerinde cepçilik bile yapacaktım. Fakat ırk seçiminde gözlerim Redguard’a takıldı ve bir anda bütün planlarım altüst oldu.
Posted 29 June, 2014.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
8 people found this review helpful
1 person found this review funny
27.7 hrs on record (25.5 hrs at review time)

Her şeyin bir oyun yüzünden başladığını söylemek mümkün. Evet, sadece tek bir oyun. “Kantır”’dan bahsediyorum.

Aslına bakacak olursanız şu an okumakta olduğunuz yazı, yazarını, yani beni vezir yada rezil edebilmesi açısından çok tehlikeli. Nereden tutup yazmaya başlasam o uçtan kopup ufak parçalara ayrılmaya fazlasıyla meyilli. Çünkü bir kantır jenerasyonunda yaşadığımı ve yazının asıl hedef kitlesinin de bu oyunu sevenler olduğunu biliyorum. Bilgisayar alemindeki oyun kültürü ve evrenini “dust” yada “aztec” ile sınırlandıran, sırf bundan para kazanmak amacıyla internet kafe açan, bunun dışında da CS manyağı olduğu halde PC ile alakası olmayan insanlarla aynı havayı teneffüs ettiğimi de biliyorum. Bu oyunu sevmediğimi, durumuna bağlı olarak sevenini de sevmediğimi bir çok kişi bilir, neden olarak da; aynı kişilerin aynı yerlerde düzenli olarak haftalarca, hatta yıllarca dönüp durmasını ve bunu her gün sanki önceki gün yaptığından farklı bir şey yapmamışçasına hevesle oynamasını rahatlıkla gösterebilirim. Şahsen ben zevk için oynadığım üç beş oyundan sonra sıkılırım, üstelik sadece bunu oynamak için internet kafelere asla gitmemişimdir, keza bilgisayarıma da şimdiye kadar hiç CS yüklemedim. Üzerinden onca zaman geçmiş olmasına rağmen bu oyundan bıkmayanları da aslında imrenerek izlemiyor değilim aslında; çünkü onlar hayatlarını sadece bir oyuna adarlarken, ben piyasayı takip edip bütün oyunlara büyük bir uyum göstermek zorundayım. İyi de, CS’den bu derece nefret eden birisinin bu yazıdaki parmağı ne olabilir? Cevabı işte bu iki nokta işaretinin sağında gizli: Source!!!

4’ün 3’ünü kaptım geliyorum abi!

Gerçekten de bu müstesna noktalama işaretinin yanındaki kelimenin oyuna kattıklarına inanmak mümkün değil. Bildiğimiz bütün haritalar genel hatlarıyla aynı kalmış olmasına rağmen ayrıntılardaki değişim insanı bambaşka diyarlara taşıyor. Harita üzerinde gezerken düşmanlarınızdan çok detayları dikkate alıyorsunuz, ve onların da taktiksel açıdan kullanmanın özgürlüğü karşısında Source karşısında gözleriniz doluyor(?). Bildiğiniz üzere Source, Half-Life2’de Valve’ın kullandığı grafik yazılımı. CS ile birleşimi oyunda asla tatmadığınız duyguları gözler önüne seriyor. Müdavimlerini yüzde yüz doyuracak, benim gibi bir CS karşıtını da kendi safları arasına alabilecek düzeyde bir çalışma ile Source’u deniyor Valve. Böyle bir deneme karşısında HL2’de bizleri nelerin beklediğini hesaba katınca sabrımın sınırları bir kez daha zorlanmış oluyor. Yalnız Source’un CS’ye kattıkları karşısında sistemlerin bundan olumsuz yönde etkileniyor olmasını da göz ardı edemeyiz. Fazla bir performans kaybı sezinlenilmese de yeni grafik donanımları, oyunu internet üzerinden oynarken kendini bir miktar belli ediyor. 1024Kb’lik ADSL ile yabancı server’lara bağlanıldığında 35-40 arası bir fps miktarı, bu grafik detayları ve konum itibarıyla tatmin edici bir düzeyde denebilir. Hatta şu anda bir tane de yerli server’e erişebilmeniz mümkündür.

CS’nin önceki sürümleriyle karşılaştırılamayacak artılara sahip olsa bile, onlara oranla kısıtlı harita sayısı ile küçük de bir eksiye sahip Source. CS ve CS:CZ’de kaç tane olduğunu hatırlamıyor olsam da, ve zaten çoğunun yoğunluklu olarak oynanmadığı bilinse de, Valve’dekiler Source’de önceki seriden oyuncuların en çok sevdikleri haritaları yeni nesil oyunlarında koruma yoluna gitmişler. dust, dust2, office, havana, aztec oyundaki görünen 8 haritadan bazıları. Benim en beğendiğim bölüm olan italy ise bütün ihtişamıyla oyundaki yerini alıyor(iyi ki CS’yi sevmiyormuşum ha!). Keza silahlarda da önceki oyunlardakilerin üzerine çok fazla bir eklemede veya eksiltmede bulunulmamış. Ama detayları artmış ve çok daha gerçekçi bir görünüm kazanmışlar. Tetiğe dokunduğunuz an elinizde silah olduğu hissini tamamen fark ediyorsunuz, bunun yanı sıra mermilerden ve boş kovanlardan çıkan seslerdeki doygun tınılar da kendini hemen belli ediyor. Modellerin aynısı üzerine bayağı bir çalışıldığı belli. En basit örnek olarak zoom’lu silahların dürbün kısmında hedefteki yerin görünebiliyor olmasından bahsedebilirim. Sürekli etkileşim halinde olması ve parlaklığı da tek kelimelik.
Posted 29 June, 2014.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
2 people found this review helpful
22.0 hrs on record
Tropik Cennette Güzel Bir Tatil Mi?

Far Cry 3, aralarında kardeşinin de bulunduğu bir grupla birlikte tropik bir adaya tatile giden Jason'ın bu tatil sırasında başından geçenleri konu alan bir macera. Başlangıçta harika olan tatil deneyimimiz, bizi bir grup korsanın kaçırmasıyla renk değiştirmeye başlıyor ve korsanların elinden kurtulmaya çalışarak başlarına ne geldiğinden bihaber olduğumuz arkadaşlarımızı aramaya koyuluyoruz.

Sağlam Kurgu, Güçlü Hikaye Anlatımı

Oyunun daha başından itibaren hikayenin içerisine çekilerek kendimizi Jason olarak hissetmemizi sağlayan bir kurguya sahip yapım, hikaye anlatımı anlamında gerçekten çok başarılı. Hikaye anlatılırken sabit sinematikleri seyredip pasif kalmamız yerine hikayeyi sanki bir tiyatroda oynarmışçasına canlandırıyoruz. Bu, daha oyunun başından itibaren önümüzde kaliteli bir yapımın olduğunu bize hissettiriyor. Bu başarıyı destekleyen unsurlar güçlü karakterler, kaliteli seslendirme ve diyaloglar, kaliteli karakter animasyonları ve mimikler.

Devasa Bir Cennet

Gerçekten çok geniş bir coğrafya üzerinde yer bulan oyun, açık dünya şeklinde tasarlanmış ve haritanın istediğimiz yerine gidebilmemize imkan tanımakta. Birşeyleri keşfetmek o kadar eğlenceli ki; ana görevleri yapmadan bile sadece haritayı dolaşarak saatlerinizi harcayabiliyorsunuz.

Mesela bu videoda olduğu gibi yeraltı sularıyla beslenen bir mağara gölüne bir uçurum kenarından koşarak balıklama atlayabilirsiniz:

Dünyayı keşfederken oyunun teknolojik özelliklerine de şahit olacaksınız. Oyunun grafikleri de diğer öğeleri gibi gayet iyi ve bize oyun dünyasını çok iyi yansıtıyor. Deniz, doğa, karakterler, ağaçlar gibi öğeler gayet güzel görünüyor.

Sesler de oyunun atmosferini desteklemede gayet yeterli. Doğal sesler, diyaloglar, aksiyon içerisindeki silah sesleri olması gerektiği gibi. Fakat Oyun atmosferini zedeleyen tek bir özelliğe şahit oldum; o da yabani hayvanların haddinden fazla ayak altında olması. İnsanlar arasında sekerek dolaşan bir ceylan ister istemez oyun atmosferini baltalıyor.
Posted 29 June, 2014.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
3 people found this review helpful
58.0 hrs on record (16.6 hrs at review time)
2000'li yılların başlarından beri oynadığımız tır oyunlarının üstünden yıllar geçse de asla eskimiyorlar fakat onlar için de yenilikler gerekiyor kimi zaman. Eskiden tır oyunlarında sadece tır kullanıp bir yerden bir yere mal taşıyorduk, uyuyorduk, benzin alıyorduk fakat SCS Software bu sefer yaptığı tır simülasyonu oyunuyla beklediğimiz bazı yenilikleri getiriyor.

2008 yılında çıkan ilk oyundaki gibi yine Avrupa'dayız ve hayalini kurduğumuz tır şoförlüğü mesleğine sonunda kavuşuyoruz ve Avrupa'nın neredeyse her yanını gezerek oraları keşfediyor ve para kazanıyoruz.


Euro Truck Simulator 2

Oyun bildiğiniz gibi %100 Türkçe olarak satışa sunuldu ve bu sayede İngilizce bilmeyen oyuncularımızda her şeyi anlayabilecek hale geldi. Kendilerine bundan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. Oyuna başladığınızda yeni bir profil kurmanız gerekiyor ve bu profili kurarken sadece isim yazmıyorsunuz, görüntünüzü seçiyorsunuz, şirketinizin logosunu belirliyorsunuz ve cinsiyet gibi özellikleri seçtikten sonra oyuna başlıyorsunuz. İlk görevi tamamladıktan sonra ise artık bir şirket kurmuş tır şoförü olarak tek seferlik işler almaya başlıyorsunuz ki kendi tırlarınızı alıp şirketinizi büyütesiniz. Benim tavsiyem bankadan kredi çekin, kendinize bir tır satın alın ve daha çok para kazanın.

Tek seferlik işlere başladığınızda her seferinde farklı yerleri keşfetme şansına da sahip oluyorsunuz ve her işte farklı bir tır kullanıyorsunuz. İş seçerken neye öncelik tanıyorsanız ona göre sıralayabiliyorsunuz işleri: mesafe, para gibi. Eğer tek seferlik işler yapmak istemiyorsanız bankadan kredi çekip kendi tırınızı alıp sürekli olarak o tırla çalışabiliyorsunuz.

Oyunda diğer tır simülasyon oyunlarının aksine yeni özelliklerde mevcut. Bir şirket kurduğunuz için işçiler alıp çalıştırabiliyorsunuz, çekici (tır) galerilerini gezip beğendiğiniz tırı satın alabiliyorsunuz.

Euro Truck Simulator 2'de bir seviye sistemi de bulunuyor. Seviye atladıkça puanlar kazanıyorsunuz ve bu puanları istediğiniz şekilde dağıtıyorsunuz. Puanları verdiğiniz özelliklere göre iş yapmaya başlıyorsunuz. Patlayıcı yük taşıma, hassas yük taşıma, değerli yük taşıma, uzun yolda yük taşıma gibi özellikler mevcut ve ne kadar çok puan verirseniz bu özellikler yaptığınız işleri o kadar etkiliyor ve daha çok para kazanıyorsunuz.

Euro Truck Simulator 2
Euro Truck Simulator 2'deki bir diğer özellik ise garajınız olması. Seviye atladıkça ve para biriktirdikçe garajınızı yükseltiyorsunuz ve içine daha fazla araç sığdırabiliyorsunuz. Ne kadar çok tırınız olursa o kadar çok işçiniz olur ve daha çok para kazanırsınız.

Euro Truck Simulator 2'deki özellikler saymakla biter mi bilmiyorum çünkü tır kullanırken arada bir yolu öğrenmek için göz attığımız harita bir nevi navigasyon sistemine dönüştürülmüş. Yolu daha iyi kavrıyorsunuz ve bu navigasyon sistemi üzerinden yardım çağırabiliyor, e-postalarınızı kontrol edebiliyor, yaptığınız işin özelliklerine, getirisine bakabiliyorsunuz ayrıca araçlarınıza çeşitli küçük donanımlar da eklemek mümkün. Bunların yanı sıra oyunda birçok lisanslı tır firması da bulunuyor ve bu tırlardan alıp oyunun keyfini ikiye katlayabiliyorsunuz.
Posted 29 June, 2014.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
26 people found this review helpful
11.3 hrs on record (11.3 hrs at review time)
En başta mod olarak başlayan, oldukça tutulan ve daha sonra kendi başına oyun olan projeler karşımıza çoğu kez çıktı. Bunlardan ilk akla gelen Counter-Strike’tır. Bu modlar hem tek başına isim olurken, diğer yandan yapımcılarına da iyi gelir sağladılar. Daha başka örnekler de verilebilir. Son olarak bu zincire Killing Floor (KF) katıldı. Yapım, Tripwire Interactive tarafından geliştirildi. Tripwire Interactive, aslında yabancı değil. Firma daha önce Unreal Tournament 2003 için Red Orchestra modunu yapmıştı. Daha sonra Red Orchestra’yı Unreal Tournament 2004 için de hazırladılar. KF’nin de aslında çıkış noktası Unreal Tournament 2004. Yapım ilk olarak 2005’te mod olarak geliştirildi ve kullanıcılara sunuldu. 2008’de ise son güncellemesi yapıldı. Bir sene sonra yani 2009’da da mod olmaktan çıktı ve kendi başına satılmaya başlanan bir oyun oldu.

Nereden nereye
KF, Left 4 Dead (L4D) oynayanlara yabancı gelmeyecektir. Gene üstümüze gelen zombi ordusunu durdurmaya çalışıyoruz. Yapım kısa ve klişe bir hikayeye de sahip. Londra’daki Horzine Biotech adında biyoteknoloji şirketinin yaptığı araştırmalar kötü gidiyor, zombiler oluşuyor. Konu bilinmese de olur deyip, bu ufak ayrıntıyı geçebiliriz. KF, multiplayer ve singleplayer seçeneklerini sunuyor, tabii ki işin aslı multiplayer’da yatıyor. Altı kişiye kadar co-op desteği sunan oyun içinde, Londra’nın sokaklarını, Biotech laboratuarlarını içine alan altı farklı harita var. Oyunla birlikte gelen bu haritalar güzel tasarlanmış, ancak sayısı az. Fakat KF için yeni haritalar yapılıyordu.

Killing Floor
"Berserker perk'i son seviyedeyken, elektrikli testere ile ölümcül oluyor."

Yapımda perk sistemi kullanılıyor. Field Medic, Support Specialist, Sharpshooter, Commando, Berserker ve Firebug olmak üzere altı farklı perk var. Bunlar en fazla 5. seviyeye kadar çıkıyor. Tabii ki her seviyenin belli bir avantajı ve şartları var. Mesela Firebug’ta 1. seviye olmak için Flamethrower ile 25.000 hasar puanı vermeniz gerekiyor. Ancak seviye atladığınızda bu size; seçtiğiniz perk’in silahını daha ucuza satın almak, daha fazla hasar vermek vs… gibi ekstra özellikler sağlıyor. İsterseniz oyundayken, aşama sonlarında perk’nizi değiştirebilirsiniz.

Haritaların belli yerlerinde para karşılığı silah, cephane, zırh alabileceğimiz satış noktaları bulunuyor. Parayı da öldürdüğümüz zombilerden kazanıyoruz. Her aşamayı geçtiğimizde, ekstra olarak da biraz daha para geliyor. Satıcılar haritadaki her aşama sonunda, farklı noktalarda, kısa bir süreliğine açık oluyor. Mesela Manor haritasında birinci aşama sonunda bina dışında satış noktasından bir şeyler alırken, ikinci aşamayı geçtiğinizde bu sefer satıcının yeri bina içinde üst katta oluyor (Zaten yeri kırmızı oklarla da gösteriliyor). KF’de; Flamethrower, bıçak, balta, elektrikli testere, Crossbow, pompalı, otomatik tüfek, el bombasının yer aldığı 12 farklı silah var. Genel olarak silahlar yeterli. Ayrıca silahları sadece satış noktalarından almıyoruz. Cephane, silah ve zırhlar haritaların belli yerlerinde karşımıza çıkabiliyor. Yalnız her aşamada bunların yerleri rastgele şekilde değişiyor.

Killing Floor
"Siren attığı çığlıkla, zırhımız yüzde yüz olsa bile sağlığımızı azaltabiliyor."

Aç düşmanlar

Sürekli olarak belli bir aşama olduğunu belirttim, bunu biraz daha açalım. Haritalarda zombiler kalabalık gruplar halinde, en son çıkan boss’a kadar, sayıları ve çeşitleri her seferinde artarak kademe kademe geliyor. Tabii ki seçtiğimiz zorluk seviyesi ve oyunun süresine göre bunu arttırabilir veya azaltabiliriz. Yalnız KF’nin tadı en zorda çıkıyor. Toplamda boss’un dahil olduğu 9 farklı düşman tipi var. Bunlar Clot, Bloat, Stalker, Gorefast, Crawler, Siren, Scrake, Fleshpound ve Patriarch (Boss düşman).
Posted 29 June, 2014.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
2 people found this review helpful
849.6 hrs on record (835.5 hrs at review time)

Orange Box’ı aldığım zaman sadece Episode 2’le sınırlı kalınmıyordu. Asıl merak ettiğim oyunlardan biri Portal’dan çok Team Fortress 2’di. Gösterilen videoları ve ekran görüntüleri, yapımın oldukça eğlenceli olacağını gösteriyordu. Aslında geçmişe kısa bir yolculuk yaparsak Team Fortress’ın ne kadar başarılı olduğunu görebiliriz. Gerçekten de Dünya çapında baya bir fan kitlesi toplamış HL moduydu. Yapılan turnuvaları, kendine ait atmosferiyle Counter-Strike gibi hayranları olmuştu. Ancak ülkemizde dışarıda gördüğü ilgiyi pek fazla göremedi. Hatta bildiğim kadarıyla Türkiye’deki bir iki serverı da kapanmıştı. Şahsen böylesi kaliteli bir oyunun kıymeti pek bilinmedi. Ancak oyunun kaderi sadece bununla sınırlı kalmadı. Çünkü Valve uzun bir zamandır Team Fortress 2 geliyor diye duyurular yapmıştı. Ama zaman geçti, Team Fortress 2’den ses seda çıkmadı. Condition Zero gibi bir kadere sahip oldu. İşte bu sırada devreye Source grafik motoru girdi. Birçok oyunun yapımında da kullanılan Source’un sihirli elleri, Team Fortress 2’ye hayat verdi. Gerçek anlamda Team Fortress 2 yeniden doğmuş olarak sahalara geri döndü.

Geri dönüş

Valve’nin TF2’le ilgili ilk tanıtım filmini gösterdiğinde direk olarak ilgimi çekmişti. Eğlenceli grafikler, birbirinden komik karakter modellemeleri cidden dikkat çekiciydi. Özellikle Soldier’ın miğferine kürekle vurması sahnesinde çok gülmüştüm. Gelelim artık oyunun dinamikleri içeriği nasıl olmuş, anlatmaya başlayalım.

Kırmızı ve mavi takım olarak ikiye ayrılıyoruz. Her iki takımda da belli sınıflar var, bu sınıflar şöyle sıralanıyor; Pyro, Heavy, Spy, Scout, Sniper, Medic, Engineer, Demoman ve Soldier. Hepsinin kendine göre birer özelliği ve silahı bulunuyor. Pyro alev silahına sahip. Alevi yiyen bir kişi bir süreliğine ateş altında kalıyor ve sağlığından baya götürüyor. Eğer az sağlığı kalmışsa ölmesi kesin. Ancak alev silahının menzili uzun değil kısa yapılmış. Aynı şekilde Soldier 200 sağlığa sahip ve bir tane de roket atarı var. Ancak diğer sınıflara göre ağır hareket ediyor. Ancak buna rağmen roket atarıyla oldukça öldürücü. Birde “Roketjump” yaparak yüksek yerlere çıkabilirsiniz. Ama bunu yaptığınızda sağlığınızdan gidecektir. Karakter sınıfları son derece dengeli yapılmış. Valve bu konuda gerçekten iyi iş çıkarmış. Team Fortress 2’de takım oyunu gerçekten şart. İnsan kendi başına Ramboculuk yapamıyor, yapmak istese bile yaptırmazlar. Mesela bir Heavy sınıfının sağlığı gerçekten yüksek, ama ağır hareket ediyor ve ateş ederken olduğu yerde kalıyor. İşte bu durumda bir adet Medic arkasından sağlığını şarj ederse, ciddi anlamda çok ölümcül oluyor. Bir yandan makinelisi ile ortalığı darmaduman ederken, diğer yandan sürekli sağlığı yenilendiği için ölmesi de zor oluyor. Heavy ve Medic kırması karşınıza çıkarsa hiç düşünmeden kaçın derim.

Medic olarak demişken evet, Medic sınıfı belki de en önemlilerden biri, hatta bazı açılardan bence en önemlisi. Çünkü çatışma anında diğer kişileri Heal ederek onların ölmemesini sağlıyor. Hatta sürekli sağlığı şarj ettiği sürece normal sağlığın üstüne yüz daha ekliyor. Mesela Heavy 350’den 450’ye çıkıyor. Fakat en sevdiğim sınıf Spy oldu. Görünmez olmak ve karşı takımdan birinin kılığına girip, düşman saflarına dalmak oldukça eğlenceli. Spy olarak eğer bir kişinin arkasından yaklaşıp bıçaklarsanız, sadece tek bir bıçak darbesiyle o kişi öldürüyor. Ne kadar yüksek enerjisi olması etkilemiyor. Bu olay bir de Sniper için geçerli. Safariden kopup gelmiş avcı tipli Sniper, kafadan vurursa hiç affetmiyor. Tek kurşunda işi bitiriyor. Eğer Engineer olursanız bu sefer etrafa taret yapma imkanınız var.
Posted 29 June, 2014.
Was this review helpful? Yes No Funny Award
Showing 1-7 of 7 entries